İBB merkezli operasyonlarda tutuklanan İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce, “Akademik çalışmalarla gerçekleri gösterme dışında bir şey yapmadık” dedi. Gökce tutuklu bulunduğu Silivri’deki Marmara Cezaevi’nden sorularımızı yanıtladı:

 -Gözaltına alınma sonrasından bugüne neler yaşadınız?

Bir çok duyguyu bir arada yaşıyoruz. Elbette biraz acı ve hüzün var. Uzun yıllar kamu görevlisi olarak yerel yönetimlerde ülkemize hizmet ettim. TMMOB Şehir Plancıları Odası Başkanlığı’nı yaptım. Bu görevlerde her zaman titizlikle kamu hakkını koruyan, milletimizin kör kuruşunun bile üstüne titreyen bir insan olarak karşı karşıya kaldığımız ithamlar bir yönüyle büyük acı veriyor. Ben Kıbrıs Gazisi bir babanın evladıyım. Bizim aldığımız devlet terbiyesi de milletimize olan sadakat de sorgulanamaz. Bugün ne yazık ki çok kötü şekilde hazırlanmış, devlet ciddiyetine ve ülkemize yakışmayacak seviyede bir tablo ile karşı karşıyayız. Bunun da üzüntüsü var. Diğer yandan da büyük bir kıvanç ve gurur yaşıyoruz. Milletimiz büyüklüğünü gösteriyor. Saraçhane’de ve ülkemizin birçok noktasında milyonlar adalet ve milli egemenlik için haklarını kullanıyor. Gençlerin enerjisi bizlere de enerji veriyor. 15,5 milyon vatandaşımızın önseçime katılarak attığı oylar Türkiye demokrasi tarihinde altın bir sayfa açıyor. Aydınlık günlere olan inancımız sonsuz. Şunu söyleyebilirim, bugün dünden çok daha fazla, mukayese edilemez derecede umudumuz da heyecanımız da yüksek.  Bu günler geçecek. Bu yol zorlu bir yol, sarp bir yol. Yürüyeceğiz. Halkımızın hak ettiği çok güzel günlere kavuşacağız.

-Siz içerideyken çok büyük protesto eylemleri yapıldı, takip edebildiniz mi, ne düşünüyorsunuz? 

Milletimize ne kadar teşekkür etsek, miletimizle ne kadar gurur duysak az. Mehmet Ali Birand’ın çok önemli belgeselleri vardır. O zamanlar belgeselin başında Birand şöyle derdi: “Demokrasi dünyanın en narin çiçeğidir.” İşte demokrasiyi yaşatan, büyüten demokrasiye ve milli egemenliğe inanan milyonlardır. Halkımız sokaklarda milli egemenliğe sahip çıktı, çok partili demokratik hayata sahip çıktı, kendi iradesine ve sandığa sahip çıktı. Biliyorum ki bu yapılanlar halkımızın vicdanında asla karşılık bulmuyor, halkımız bunları red ediyor, özgür ve adil bir gelecek istiyor. Bir millet özgürlük ve adalet isterse mutlaka kazanır. Tarihte böyledir, halde böyledir, gelecekte de böyle olacak. O yüzden milletimize şükran doluyum. Başta Başkanımız olmak üzere hepimiz kendimizi milletimize emanet ettik. Milletimiz en güçlü şekilde de kendi haklarını ve geleceğini koruyacaktır. 

-Operasyonun kısa ve orta vadeli nasıl bir hedefi olduğunu düşünüyorsunuz?

Çok uzun süredir devam eden, aşama aşama bu noktaya getirilen bir operasyonla karşı karşıyayız. 2019’da 4 oy pusulasından 1’i iptal edildi. Yapılan seçimlerde Ekrem İmamoğlu’nu tasfiye etmek isteyenler tarihi bir yenilgi aldılar. Bu yenilgiden sonra da ne yazık ki sandığa saygı göstermediler. Belediyenin yetkilerini elinden aldılar, çok uzun süre engellemeler yapıldı. Bu engellemeler de başarıya ulaşmadı. Tüm engellemelere rağmen Başkanımız Ekrem İmamoğlu ve çalışma arkadaşlarımız İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarihine geçecek bir döneme imza attılar. Marka projeler ve hizmetlerle adeta Türkiye’de belediyecilik adına da yepyeni bir sayfa açıldı. 2024 yılındaki seçimlere kadar gerçekten kara propaganda denilebilecek, dezenformasyon ile dolu iddialara muhatap kaldık. Tüm medya ve iletişim gücüyle halkın iradesini değiştirmeye çalıştılar. 31 Mart’ta yapılan seçimlerde halkımız bir kez daha bu sefer daha da büyük bir güçle gereken cevabı verdi. O tarihten sonra sandıkta Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının bileğini bükemeyeceklerini görenler büyük bir korkuya kapıldı. Operasyonun bir numaralı hedefi Sn. Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olarak halkın karşısına çıkmasını engellemektir. İkinci amacı Ekrem İmamoğlu’nun yakınlarını, çok değerli çalışma arkadaşlarımızı ve bizleri tutuklayarak bu siyasi yolculuğu durdurmaktır. Üçüncü ve en önemli amacı da milli iradeyi gasp etmektir. Seçilme hakkını gasp ederek, milletin seçme hakkını da ortadan kaldırdılar. Çok partili siyasi hayatımızda eşi olmayan bir yöntemle, muhalefet partilerinin kendi adaylarını belirleme sürecine müdahale etmek istediler. Bu da başarıya ulaşmadı. 15,5 milyon vatandaşımız sandığa giderek kimi aday görmek istediğini bütün dünyaya gösterdi. Şimdi inanıyorum ki 28 milyon vatandaşımızı aşan bir çoğunluk da imza vererek Türkiye’nin iradesinin ne olduğunu gösterecek. 

Uzun vadede amaç hiç bitmeyen bir iktidar dönemi kurmak ise bunu kimse başaramaz. Türkiye’de sandık milletin egemenliğinin garantisidir. Milletimiz de sandıktan vazgeçmez. Kimse şu kadar dönem, bu kadar dönem iktidar olduğu için ülkenin tapusunu üstüne yaptığını zannetmesin. Bu ülke kimsenin malı değil, vatandaşlarımız da kimsenin kulu veya kölesi değil. Bunun böyle olduğunu da herkes sandık gelir gelmez görecek.

-İPA verileri yandaş bazı gazeteciler tarafından hedef alınmıştı. Sizce neden?

Yayınladığımız veriler iki grup insanı rahatsız etti. Gerçekleri görmek istemeyenler ve halkın gerçekleri öğrenmesini istemeyenler. Biz akademik çalışmalarla gerçekleri gösterme dışında bir şey yapmadık. Yaşam maliyeti ve enflasyonla ilgili araştırmalarımız İTO tarafından açıklanan endekslere paralel göstergelere sahipti. Diğer araştırmalarımız da tamamen bilimsel temellere dayanıyor. Ancak konu tabi “gerçek” değil. Hakikate saygı duyan, gerçeğe ulaşmayı ve bu gerçek çerçevesinde hareket etmeyi düşünen bir zihniyet ile karşı karşıya değiliz. Tam aksine, gerçeğe düşman bir akıl var. Gerçeği kendi belirleyemezse, dikte edemezse rahatsız olan, güçsüz kalacağını düşünen bir zihniyet var. Onlar için gerçekler ve tüm veriler kendi siyasi amaçlarına hizmet ediyorsa değerli. Yoksa hiçbir değeri yok.  

"OTORİTER REJİM GERÇEĞI YASAKLAR"
Otoriter rejimlerde gerçeği söylemek bu yüzden tehlikelidir. Çünkü gerçek siyasallaşır. Naziler veya İtalyan Faşist partisi basını bu nedenle yasakladı. Otoriter rejimin çıkarları ile gerçek çatışıyorsa gerçek de yasaklanır. 2+2, 5 eder diyen bir rejim için matematik de tehlikelidir.  Biz gerçeği söylediğimiz için hedef olduk. Ancak Thomas More’un 500 yıl önce dediği bir başka gerçek var. Bir Kral, bir firavun, bir yönetici dünya düz diye emir verse dünya düz olmaz. Güneş batıdan doğuyor diye emir verirse güneş batıdan doğmaz. Yöneticilerin fizik kurallarıyla sınırı olduğu gibi yapabileceklerinin de sınırı vardır. Mesela bizi hapsedebilirler ama Türkiye gerçekleri değişmez. Dünyanın en yüksek enflasyonundan birine sahibiz, çok yüksek faiz ödüyoruz, yoksulluk artıyor, halk da yönetim anlayışından mutsuz. Dolayısıyla bu gerçeklerin sonuçları var, o sonuçları da halkımız 31 Mart 2024’te nasıl gösterdiyse, genel seçimde de öyle gösterecek.

Cumhuriyet aracılığıyla kamuoyuna neler söylemek istersiniz?

Suçum bilgi paylaşmakmış, öğrendiğim kadar. Bence ülkemize ve milletimize daha iyi hizmet etmek için, ülkemizi hak ettiği noktaya çıkartmak için daha çok bilmeye, daha çok bilgiye ve daha çok üretmeye ihtiyacımız var. Bunu yapacağız. Burada moralimiz çok yüksek. Başta Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu olmak üzere inanılmaz bir enerjiye sahibiz. Her gün ülkemize katkı sağlayacak yeni projeler, yeni hizmetler üretmenin peşindeyiz. Ülkemizi her alanda hak ettiği düzeye çıkartacak reform ve hamleleri düşünüyoruz. En büyük güvencemiz millet. Milletimiz de büyüklüğünü gösteriyor. 86 milyon 1’den büyüktür. Sabırla bugünleri geçeceğiz. Kimsenin korkarak çalışmadığı, korkarak sokağa çıkmadığı, korkarak yaşamadığı bir Türkiye’ye kavuşacağız.sını istediği ve mahkemenin bu isteme katıldığı soruşturma dosyasından anlaşılıyor. (Çağdaş Bayraktar / Cumhuriyet)